Intel ve AMD rekabetinin unutulan bir başlangıcı var

Bugün Intel ve AMD arasındaki rekabetten söz ederken genellikle modern Ryzen ve Core işlemciler konuşuluyor. Ancak bu rekabetin arkasında, pek az kişinin hatırladığı kritik bir hikâye var.
Intel ve AMD rekabetinin unutulan bir başlangıcı var

1980’lerin sonu ve 1990’ların başı yarı iletken dünyasında tam anlamıyla bir altın çağdı. Bu dönemde Kaliforniya’nın Milpitas kentinde kurulan NexGen kısa sürede sektörde adından söz ettirmeye başladı. Şirketin kurucusu Thampy Thomas daha önce farklı bilgisayar projelerinde yer almış deneyimli bir isimdi. NexGen’in hedefi başından beri netti: Intel’in x86 dünyasındaki hakimiyetini sarsmak. Özellikle Pentium serisi NexGen’in doğrudan karşısına aldığı ürünlerin başında geliyordu.

NexGen’i farklı yapan neydi?

NexGen’i sıradan bir Intel klonu olmaktan çıkaran şey işlemci mimarisine yaklaşımıydı. Şirket x86 komutlarını doğrudan çalıştırmak yerine bu komutları çipin içinde yer alan gizli bir RISC mimarisine çevirerek işliyordu. Yani dışarıdan bakıldığında x86 uyumlu görünen işlemci içeride tamamen farklı bir mantıkla çalışıyordu. Bu tasarım dönemi için oldukça cesur ve yenilikçiydi. Performans açısından da karşılığını veriyordu. Örneğin Nx586-P80 modeli yalnızca 75 MHz hızında çalışmasına rağmen Pentium işlemcilerle başa baş sonuçlar verebiliyordu.

Ne var ki NexGen’in ciddi bir dezavantajı bulunuyordu. AMD ve Cyrix gibi Intel rakipleri Pentium işlemcilerle pin uyumlu tasarımlar sunuyordu. Bu da kullanıcıların mevcut anakartlarını değiştirmeden işlemci yükseltmesi yapabilmesini sağlıyordu. NexGen işlemciler ise özel anakart ve yonga seti gerektiriyordu. Bu durum performansına rağmen yaygınlaşmasını zorlaştırdı. Yine de Compaq gibi bazı büyük kurumsal müşteriler NexGen’e şans verdi ve şirket Intel için potansiyel bir tehdit haline geldi.

AMD’nin dikkatini çeken fırsat

Bu noktada sahneye AMD çıktı. 1990’ların ortasında AMD’nin K5 işlemci serisi beklentilerin oldukça altında kalmıştı. Performans sorunları ve verimlilik problemleri şirketi zor bir duruma sokmuştu. AMD hızlı bir çıkış yolu ararken NexGen’in mimarisini fark etti. NexGen’in halka arzından kısa süre sonra 1995 yılında AMD masaya oturdu ve şirketi yaklaşık 850 milyon dolara satın aldı. Bu hamle AMD tarihindeki en kritik kararlardan biri oldu.

NexGen’in tasarımları AMD’nin yeni işlemci ailesinin temelini oluşturdu. Ortaya çıkan AMD K6 serisi doğrudan NexGen’in Nx686 mimarisinden esinlenmişti. En büyük fark ise uyumluluktu. K6 işlemciler mevcut Pentium sistemleriyle sorunsuz şekilde çalışabiliyordu. 1997’de piyasaya çıkan K6 Intel’in Pentium hakimiyetine ilk kez gerçekten ciddi bir meydan okuma sundu. 200 MHz ve ardından 233 MHz hızlara ulaşan modeller fiyat-performans dengesiyle büyük ilgi gördü. AMD yıllar sonra ilk kez Intel karşısında güçlü bir konuma gelmişti. NexGen bugün artık var olmasa da etkisi hâlâ hissediliyor. Eğer NexGen’in cesur mimari yaklaşımı olmasaydı AMD’nin bugünkü konumuna ulaşması çok daha zor olabilirdi. Kısacası Intel’in Pentium serisine meydan okuyan bu küçük Kaliforniya şirketi AMD’nin yeniden doğuşunun temel taşlarından biri oldu. Ve belki de en ironik detay şu: NexGen Intel’i yenemedi ama Intel’in en büyük rakibini ayağa kaldırmayı başardı.

Yorum Yaz
Yorum yapabilmek için giriş yap veya üye ol.
Yorumlar